25 Nisan 2013 Perşembe

Hayattan Alıntılar

Ne yazık ki artık kötü şeyler hissediyorum sanki sıramız gelmiş gibi…

Eğer ölemiyorsan, yaşamaya mecbursun. “Ben uzakta durayım” demek gibi bir şansın yok. Er ya da geç…  Çin de bir kelebek, kanat çırpsa, sen rüzgârını buradan hissedeceksin. Eğer inanıyorsan, biliyorsun; tüm acılar, tüm mutluluklar eşit bir şekilde toplumlara, insanlara dağıtılmış.
Baskıyla susturuluşun sonunda, sessizce yok oluşun ilk adımları atıldı. Belkide bahar olmasına rağmen hala mutsuz oluşumuzun sebebi budur.
Her asrın büyük savaşları ve büyük kayıpları varsa eğer ve hissediyorsan dünyanın yine bir savaş kusma zamanı gelmiş. Ülken artık hazır ve mecbursun içinde olmaya…
Ne uzak yerlere kaçmak, ne dört duvar arasına kapanmak ne de gözünü yummak, kulağını tıkamak… Hiç biri çözüm değil… Sen de payına düşeni alacaksın. Şiddete sustuğun kadar sende şiddet göreceksin ve çok uzakta yaşanan o savaşlar ana haber bültenlerinde izlediğin 30 saniyelik görüntülerle kısıtlı kalmayacak ve belki de hayallerimdeki o çaresiz kadın “Yok mu bir kurtaran?” diye yalvarırken semaya,  acın belki de benim acım olacak…
Ben savaşları hep kışa yakıştırırdım oysa tarihte, en büyük savaşlar hep baharda başlar. Sebebini anlamadığın bir şekilde insanlar birbirine kin duymaya başlar. Kavgalar, düşmanlıklar, haksızlıklar ve burnuna gelir kan ile karışık barut kokusu sonra ben hiç almadım ama hissediyorum yanık insan derisinin kokusu…
Ki, artık onurunu kaybetti savaşlar ve bir kadın için savaşıldığında kutsaldı aslında. Şimdi ise savaşın adı “KATLİAM” güçlü gücünün yettiğine zulüm eder, acırsan sende ölürsün ve artık haklı olmak, inançlı olmak bir savaşı kazandırmaz. Artık kapitalizmin sözü geçer ve paran kadar kazanırsın. Paran yoksa sadece bir piyon ve kıyıda kalmış bir figüransın…
Hissettiğin bu huzursuzluk kendi kendine sorular sorduracak; “Değer mi?” “Devam etmeye değer mi? Kazanmaya değer mi? Çocuk yapmaya değer mi? Ev almaya değer mi? Yaşamaya değer mi?” Bilmiyorum değiyor demek ki, bu yüzden sürekli izliyoruz, kucağında çocuğu ile ağlayan anne ya da açlıktan öleceğini bile bile doğurulan bir başka çocuk, ya da işkence görmüş bir başka adam, yada savaşan çocuklar. Sanki bir fırıncının her sabah dükkânını açıp ekmek yapması ne kadar normalse birilerinin de öyle olması gerekiyor gibi… Ve sonrada başka birileri izlemeli onları uzaktan içi acımalı ama bir şey de yapmamalı???
Gerçek yok oluşa kadar bu böyle devam etmeli… Ne yazık ki artık kötü şeyler hissediyorum sanki sıramız gelmiş gibi…
24.4.13